30 Ağustos 2018 Perşembe

At Avrat Silah

At avrat silah...

Türk kültürüne göre yiğitliğin, erliğin ve erkekliğin vazgeçilmeziymiş. Ne zaman? Bin yıl önce...

200 yıl öncesine kadar insanoğlunun yaşamı yüzyıllar içinde fazla değişmemiş. Yani 1000 yıl önceki ile 500 yıl önceki yaşam tarzı, kullanılan araç gereç neredeyse birbirinin aynısıdır. Evler, kap kacak, giysiler toprak, bitki ve ağaçlardan. Metal pek yok. Plastik henüz adı bile yok. Buhar gücü yok, motor yok, elektrik yok. Dedenin dedesi nasıl yaşadıysa sen de öyle yaşıyorsun.

Sonra Batı'da "Sanayi Devrimi" diye bir olay yaşanıyor. Buhar gücü keşfediliyor, lokomotif (tren), buharlı gemiler, petrol yakıtlı motorlar derken, son 200 yılda dünya bambaşka bir yere dünüşüyor. İnsanlar binlerce yıl sürdürdükleri yaşam tarzını değiştiriyor ya da değiştirmek zorunda kalıyor. Topraktan kopuş ve sanayi işçisine dönüşüm başlıyor.

Bu arada gelenekler, görenekler, örf adet; alışkanlıklar değişiyor.

Dönüşüme ayak uyduramayanlar bir şekilde sistem tarafından eleniyor. Bu bir köy içinde de böyle, bir ülkede de ve tüm ülkeler arasında da...

Türkiye, Cumhuriyeti kuran kadro ile aynı zamanda bir kültürel dönüşüm de yaşamış. Köy Enstitüleri bu kültür devriminin önemli ayaklarından biri olmuş. Devrimsel dönüşümlerin ömrü maalesef kısa sürmüş. Mustafa Kemal'in genç sayılacak yaşta ölümü, ardından 2. Büyük Paylaşım Savaşı (2. Dünya Savaşı dedikleri) derken biz henüz köylülükten kurtulamadan ABD'nin yeşil kuşak projesinin kurbanı olarak cahil bırakılmışız.

Köyde yaşı benden küçük olanların büyük çocuğunluğu, başta İstanbul olmak üzere başka şehirlerde yaşıyor. Altlarında otomobiller, ellerinde akıllı telefonlar,.. Başörtülü köylü kadınlar Facebook'tan canlı video yayını yapıyor.

Ama...

Ama binlerce yılın ilkel kültürü olduğu gibi devam ediyor: Silahlar patlıyor.

Burada paylaştığım video, 24 Ağustos 2018 tarihinde doğuduğum köyde çekildi. Yeğenimin kızının nişanından... Bir ara fotoğraf makinasını almak için arabaya gitmiştim. Dönüşte tepe bir yerde durup çektim. O sırada bir kaza kurşununun hedefi olabilirdim. Yaşları ne olursa olsun çocukluktan kurtulamayan insanlarımızın rastgele silah atışları beni çok rahatsız etti. Muhtardan anons yapmasını rica ettim. "Dinlemezler ki" dese de anons yapıldı. Fakat hiçbir etkisi olmadığı gibi silah sesleri daha da arttı. Ben oradan ayrıldım.

Az önce (30 Ağustos 2018, 19:30) Kanadalı arkadaşım Messenger'dan halimi hatırımı soran mesaj göndermişti. Biraz yazılı sohbet ettik. Akrabalarımızın bizleri depresyona soktuğu konusunda birleştik. Kendisi aslen Irlandalı. Çocukken ailesi Kanada'ya göçmüş ve halen Hamilton'da yaşıyor. Kardeşlerinden biri Londra'da yaşıyor. Dertlerimiz ve dert ettiklerimiz farklı olsa da sonuçta dertliyiz işte... Ne tuhaf, birbiriyle hiç alakası olmayan iki coğrafyada iki insan... Dertli insanlar da birbirini buluyor demek ki...



29 Ağustos 2018 Çarşamba

Yok öyle bedelini ödemeden uygarlaşmak...

Yok öyle bedelini ödemeden uygarlaşmak...

Olay, 4 Ağustos günü Alanya’nın Konaklı Mahallesi’ndeki özel bir öğrenci yurdunda meydana geldi. İddiaya göre, lise 1'inci sınıf öğrencisi İsmail Kerem Topal (14), kaldığı özel öğrenci yurdunda aynı yaştaki M.E.U. isimli çocukla kavga ettikten sonra dengesini kaybederek merdivenlerden yuvarlandı. Başını beton zemine çarpan Topal, ağır yaralandı. Yurt görevlilerinin ihbarı üzerine gelen sağlık ekipleri, İsmail Kerem Topal’ı ambulansla Alanya Alaaddin Keykubat Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesine kaldırıldı. Tedaviye alınan Topal, 9 Ağustos'ta hayatını kaybetti.

Evet haberin özeti bu...

Videoyu izlerken gençlerin ve bir yetişkin (belki görevli) edilgen tavrı insanın kanını donduruyor. İşte din eğitiminin insanı yozlaştırmasının somut örneği...

Google haritalardan, 
Alanya’nın Konaklı Mahallesi’ndeki özel bir öğrenci yurdunu buldum. Ölümle sonuçlanan olayın yaşandığı yurt mudur bilemiyorum. Aynı ya da başka bir "özel" yurt olsa da yazacaklarım değişmez. 4 Ağustos'ta yurtta kalan lise öğrencileri... Hepsi üniforma gibi kıyafetler içinde... Binaya uzaktan bakar bakmaz bir tarikat yurdu olduğu kesinlikle anlaşılıyor. Türkiye'nin her yerinde hemen hemen aynı mimariyle yapılan binalar. Devlet bunları zaten meşrulaştırdı. Peki ya aileler?

Kimi yoksulluktan, "Evden bir boğaz eksilsin" diye, kimi "çocuğumuz dinini öğrensin" diye bu yurtlara çocuklarını gönderiyor. İşte asıl hata ve ihmal burada. İlkel tarım toplumundan kalan bir anlayışıyla, bakamayacağı sayıda çocuk yapan ilkel bir toplum... Sonra ah vah etmenin bir anlamı yok. Kişisel olarak bu ah vahlara da inanmıyorum. Çünkü o donuk yüz ifadelerinde gerçekten bir çocuğunu kaybetmiş annenin acılı iç dünyasını göremiyorum. Belki önyargı ama o suratların, çocuklarına nasıl davrandıklarını bizzat gözlemlemiş biri olarak bunları yazıyorum. Bu toplumun artık ikiyüzlülükten arınması gerekiyor. Nitekim daha önce benzer dinci yurtlarda yaşanan 
pek çok yangın, şiddet, yangın, ... olaylarında onca davalar açıldı da sonucu ne oldu? Üç kuruşa tav olan veliler... 

Yok öyle bedelini ödemeden uygarlaşmak...
 










http://www.cumhuriyet.com.tr/video/video_haber/1067663/Ogrenci_yurdunda_olen_cocugun_yeni_goruntuleri_cikti.html

Devlet Cumartesi Anneleri’ne neden 700. haftada saldırdı?

Devlet Cumartesi Anneleri’ne neden 700. haftada saldırdı?
Ruşen Çakır'ın 27 Ağustos 2018 tarihli yorumu. 2011'den sonra ne oldu? Erdoğan, eski devletin yeni sahibi olmayı mı benimsedi?
Çakır'ın, videodaki yorumundan, "... Süleyman Soylu herhalde 2011'de bu görüşme olduğu sırada herhalde bu görüşmeyi yaptığı için Erdoğan'a kızan bir sağcıydı şimdi Erdoğan onun çizgisine gelmiş olduğu için mutlu bir sağcı olarak meydan okumayı sürdürüyor olabilir. ..."




27 Ağustos 2018 Pazartesi


https://youtu.be/u4rUpmTu__0

Irak Televizyonunda Dünyanın Yuvarlak mı Düz mü Olduğu Tartışması

Aşağıda iki video linki var. Tartışmak anlamsız.


Irak'taki tartışma:
https://www.youtube.com/watch?v=kjjYXOIHCaY

Türkiye'den konuyla ilgili bir yayın:
https://www.youtube.com/watch?v=tUiP0_B6pP4

Daha Neyimi Alacaksın Ey Zaman?

Daha Neyimi Alacaksın Ey Zaman?

Başımdaki saçları, saçlarımın siyahlığını, gözlerimin ferini, dizlerimin dermanını verdim sana. Daha neyimi istiyorsun ey zaman. Bari beni ayakta tutan iskeletimi bırak bana. İsteme benden. Eş, dost, akraba; çoluk, çocuk hiç bir şey kalmamış. Bostanlar kurumuş, bahçeler tarumar, duvarlar dökülmüş, döşemeler çürümüş. Hep gidenlerim oldu. Şimdi ne gelenim var ne gidenim.

Ve başlasın sazlar, rast makamında bir şarkı çalınsın.

"Unut beni kalbimdeki hicrânla yalnız kalayım Kimsesiz bir yavru gibi kucağında ağlayayım" desin, o buğulu sesler...




Çeteler Ülkesi

Tecavüz, tefecilik, sahtecilik,.. ne ararsan var. Adalet? O da ne ki? Ülkede yaşam bileşik kaplar gibidir. Her şeyin seviyesi sonuçta eşitlenir. "Bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın", size de dokunacaklar. Deprem gibi sadece zamanı belli değil.

http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/turkiye/1065485/Sekreterine_tecavuz_eden_cete_liderinden_is_adamina_igrenc_teklif.html

İnternette Kendini Bulmak...

Dün, bir arkadaşım sosyal medyadan niçin ayrıldığımı sorduğunda kendisine kısaca bilgi verip, "ama blogumda ara ara yazıyorum" dedim. Sonra, zaman zaman facebook'ta bahsettiğim blogumdan haberdar mı acaba diye düşünürken, yoksa bile "eyriboyun blog" diye aratsa bulur herhalde diye düşündüm. Fakat bir de kendim denemek istedim. Meğer İbrahim (Akyürek) kendi blogunda, Facebook'tan bloguma geçişimi haber yapmış. Bunu öğrenmiş oldum. Başkaları beni bulabilir mi diye bakınırken ben kendimi bulmuş oldum.

http://67sanat.blogspot.com/2018/05/dars-oteki-facebook-kurbanlarnn-basna.html?m=1



Bakan Soylu!

İçişleri Bakanı, "Kayıp falan değil örgüt infaz etmiş" diyor. O zaman onu ispatlayıp önlerine koyarsınız. Ailelerin istediği cenazeleri ve kemikleri de bulup teslim edersiniz herkesin yarası sarılmış olur. Fakat bizzat Bakan'ın kullandığı dil onun sorumluluktan uzak, kışkırtıcı, ötekileştirici olduğunun kanıtıdır. Siyasetteki zikzaklı geçmişi de güvenilmezliğinin bir başka kanıtıdır. Bulunduğu konumda kalabilmek için kendinden istenenin daha fazlasını gösterme gayreti içindedir. O anlamda acınacak bir haldedir.

http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/turkiye/1065541/Saldiri_emri_veren_Soylu_dan_Cumartesi_Anneleri_aciklamasi.html

Cumartesi Anneleri 700. Hafta


Kemal Can,"Lütufla başlamayan yasakla bitmez." demiş. İçişleri Bakanı, düne kadar Demokrat Parti genel başkanı iken ne çok saldırırdı AKP ve Liderine... ve ne çok saldırıyor şimdi mazlumlara, yeni sahipleri adına... 

http://www.cumhuriyet.com.tr/m/koseyazisi/1065385/Lutufla_baslamayan_yasakla_bitmez.html

23 Ağustos 2018 Perşembe

Bir İlkellik Göstergesi

Dogmatik toplumların yüzlerce yıldır uyguladığı alışkanlıklarından vaz geçememesi, geleneklerine bağlılığı övünülecek bir şeymiş gibi addedilir. Oysa bunlar, bir anlamda değişen koşullara uyum sağlayamadığımızın göstergesi, ilkel yanlarımızı koruduğumuzun dışa vurumudur.


İnsanlığın Bitmeyen Göçü

Karşıda, parkın kenarında dört ayrı yerden dört ayrı otomobil duruyor. 41, 34, 55, 81. Üçü batıdan, biri doğudan.

Batıya yönelme tarihsel bir olgu. Binlerce yıldır insanoğlu hep Batı'ya doğru göç etmiş. Japonlar ve Kuzey Amerika yerlileri hariç görünüyor.

Antropolojik ve genetik bulgular ilk insanın Orta Batı Afrika'dan dünyaya yayıldığını gösteriyor. Buna katılmayıp, insanın, dünyanın değişik yerlerinde, birbirinden bağımsız olarak ortaya çıktığını iddia edenler de var. Bilim, kimseden bunlara inanmasını beklemez. "Ben bunu buldum. Senin başka bir bulduğun varsa onu paylaş. Hangisinin kanıtları daha akılcıysa, daha doğruysa onu kabul edelim" der. İnançlar öyle değildir. Onlar tarif eder ve "Bu böyledir. Buna inanmak zorundasın. Aksini bile düşünemezsin. Düşünürsen kafir okursun ve katlin vacip olur" der. Bilime mi, inanca mı? Egemenler, hangisine yöneleceğinizi de size bırakmazlar. Ya birini ya diğerini dayatmaya çalışırlar. Bütün siyasal sistemlerin, ideolojilerin arka planında bu kendi istediği şekilde yönetme güdüsü vardır.


Türkiye'de Siyaset Yapmak

Türkiye'de Siyaset Yapmak!


Bu haberi, bu fotoğrafıyla ilk görünce ister istemez sol başta kısa eteğiyle görünen jadını ve hangi partiden olduğunu merak ettim. Gittikçe dindarlaş(tırıl)an bir toplumda, bir dini bayramda, resmi bir bayramlaşmada, bir siyasi için, kendisi ve partisi aleyhine kullanılabilecek bir görüntü. Dinci kesimin kendilerinden olmayanlara sürekli yaptığı saldırıların başında, "Milletin dini ve manevi değerlerine karşı çıkıyorlar." söylemi gelir. Yerelde, CHP içinde tanıdığım bazı kişilerin bilgi dağarcıklarının çok sığ olmalarıba rağmen sırf başları açık olduğu ve dekolte giyinebildikleri için kendini "çağdaş" diye yorumladıkladıklarını bildiğim için bu fotoğraftaki kadının kim ve hangi partiden olduğu ilgimi çekti.

Elbette kendi adıma isteyen istediği gibi giyinebilir. O konuda kısıtlayıcı bir düşünceye sahip değilim. Binlerce yıldır dinsel, geleneksel, toplumsal kurallar insanı belirli kalıplar içinde yaşamaya zorlamıştır. Gerçek anlamda ilk kez 20. yy'da meyvelerini vermeye başlayan insanın özgürleşne süreci, genellikle çoğunluk tarafından "aykırı" bulunan insanların cesur davranışları sayesinde gerçekleşmiştir.

Size ters geliyorsa siz de kafanızı çevirin. Her işi kendi keyiflerince yorumlayan dinci hokkabazlara, duayenleri ve aynı zamanda Türkiye'de siyasi yozlaşmanın baş temsilcisi Turgut Özal'ın başlattığı özel televizyonlarda erotik ve hatta pornografik içerikli filmler yayınlanması gündemi meşgul ederken söylediği gibi "siz de başka kanal seyredin canım."

Erik Satie: Gnossienne No. 1, 2, 3


22 Ağustos 2018 Çarşamba

Milletin Adamları

Haklısınız.
Dedelerinizin oyları ile "Türkiye'yi Küçük Amerika Yapacağız" diyenler iktidar oldu ve Türkiye NATO'ya girdi yani Amerikan emperyalizminin kıskacına düştü.
Haklısınız.
 Babalarınızın oyları ile "Satacağız" diyenler, "Madenleri kapatacağız" diyenler iktidar oldu; Sosyal devlet gitti, "Ben zengini severim" diyen, "Ortadoğuya bir koyup üç alacağız" serbest piyasacıların elibde işsizlik ve açlık başkadı.
Haklısınız.
Şimdi... şimdi... şimdi...
Ne yazmamı bekliyorsunuz. Önce üsttekileri iyice anlayın sonra burayı kendiniz doldurursunuz zaten...


Amerikan Mallarını Boykotmuş!

Amerikan emperyalizmine gerçekten karşı olan bir nesli mahfettik, Türiyeyi Amerikan emperyalizmine teslim eden Menderes ve Özal ile Milletin Adamları diye yan yana afiş bastıranları alkışlıyoruz. Böyle olup İslam coğrafyasının sahte Amerikan karşıtlığı.


Değersiz İnsanlar - İnsanlar Değersiz

Dün gece yarısı Zonguldak şehir merkezinde, İsmet İnönü heykelinin orada; kadın erkek, yaşlı genç, kimi kucakta çoluk çocuk kalabalık bir aile yolun karşısına geçmek için bizim geçmemizi bekledi. Ben durup onlara geçmelerini işaret ettim. Onlar yola indi tam bizim arabanın önünden geçmişlerdi ki bizden epeyce geride olan bir araç geldi, kalabalığı gördüğü halde durmayıp, hafif bir "S" çizerek geçip gitti. Biz donakaldık. Kalabalık aile(ler) şaşıp kaldı. Neyse ki kimseye birşey olmadı ama olsaydı biz yayalara yol verdiğimiz için sorumsuz ve saygısız bir sürücü tarafından ezilmelerine sebep olmuş olacaktık.

Bizi geçen o araç da gitti Vilayet binasının karşısında, Didem Color'un (Eski Foto Turan) oralarda yavaşladı. Biz sağdan geçip gittiğimiz için durdu mu göremedim.

Bir kurban bayramın birinci gününün son, ikinci gününün ilk dakikalarını trafiğe kurban vermeden atlatmış olduk.

Araç kamerasından görüntüyü paylaşırım diyordum ama kameranın hafıza kartını çıkarmışım meğer. Daha önce başka bir trafik garabetini bilgisayara aktarmak için çıkarmış olmalıyım... Nüfusunun büyük bir oranının değer verdiği hiç bir şey kalmamış yani "değersiz" kalmış bir topluma dönüşen halkımızın kurtuluş düşü ile yanar hâlâ yüreğimiz ya boşa mı yanar bilemiyorum...

21/22 Ağustos 2018

16 Ağustos 2018 Perşembe

Malum Örgütün Destekçileri

Son günlerde eski hard diskleri birleştiriyorum. Bazı dosyalara "aaa, bbb" vs. gibi isim vermişim. Dolayısıyla içeriğinin ne olduğunu anlamak için tek tek açıp incelemek gerekiyor. Hayli zaman alan, bıktırıcı bir iş. 

Yine 2000'li yıllarda kendim için ve bazı tanıdıklara ücretsiz web yayınlama imkanı sunan yerlerden yayınlanmak üzere web siteleri yapmıştım. Sonraları bloglar çıktı. Zonguldak'ta günlük yaşamda karşılaştıklarımı arşivlemek üzere "zongulca" diye bir blog açmış ama doğrusu biraz da başımın belaya girmesinden çekinerek devamını getirmemiştim. Sonra da tamamen unutmuşum. Daha sonra "Fesleğen Kokusu" isimli başka bir blog oluşturmuştum. Onu da yıllarca kullanmayıp hatta unutup, bu yılın başlarında tekrar aktifleştirmiştim. Önceki gün fark ettim ki Zongulca'ya onun içinden geçilebiliyormuş. Orada kendi kendime ilk açılış cümlesine yorum olarak paylaştığım resimdeki bilgileri yazmışım. O gün sıradan olan o bilgi şimdi değerli hale geldi. Ancak ilkesiz toplumda değer kavramı da tartışılır. Çünkü yavuz hırsız ev sahibini bastırıyor. Gücü elinde tutan yasa masa dinlemiyor. Dün bize hain diyen FETÖ'cüler, bugün de aynı şeyi yapıyor. Oysa biz dün de bugün de aklımızı başlarına emanet etmedik, etmeyiz de... Suçumuz da bu olsa gerek.






Yaprak Süpürme ve İnsan Sağlığı


15 Ağustos 2018 Çarşamba

Söyle derdini kaç yıl çekecek bu dertli başım - Perihan Altındağ Sözeri


Estetik ve Kültür Hak Getire!

Bugün vilayette işim vardı. Çıkışta tam karşımdaki Belediye Kültür Merkezi'ne (BKM) uğrasam mı diye içimden geçirdim. Sonra vazgeçtim. Sonra gözüme BKM ile yanındaki binanın arasından yukarıya çıkan merdivenin girişi takıldı. İki binanın arasındaki yaya yolunun üstüne çatı gibi bir şey yapılmış. BKM yani eski belediye binası yani 1930'ların Halkevi binasının etrafındaki bu gecekonduvari yapılaşmayı yadırgadım. Zonguldak Belediyesine de yakıştıramadım. Nasıl bu kadar estetikten, kültürden uzak olabiliyorlar anlamak mümkün değil.

2 Ağustos 2018 Perşembe